YENİ BİR YILA BAŞLARKEN…

Yeni bir yıla başlarken bir önceki yılın genel bir değerlendirmesi yapılır, gelecek yıl için kestirimlerde bulunulur. Önceki yıl ne yapıldığı belli olduğundan değerlendirmesi gelecek yıla göre daha kolaydır, çünkü gelecek belirsizliklerle doludur. Olası çevresel koşullar, ekonomik şoklar, anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlar, siyasi gelişmeler, iklim değişikliği gibi etkenler yapılan tüm planları etkiler. Önceki yıl geldiğiniz aşama -iyi ya da kötü- sonraki yıl için de bir göstergedir; diğer bir deyişle “perşembenin gelişi çarşambadan belli”dir. Gidiş kötüyse aynı yanlışları yaparak doğru sonuçlara ulaşmak mümkün olamayacağından kötüye gidişin nedenleri araştırılmalı, yanlışlar yinelenmemeli, iyileştirmenin yol ve yöntemleri bulunmalı, bunun için önceki yılda olduğundan daha çok çaba harcanmalıdır; çünkü zamanında alınmayan her önlem, harcanmayan her çaba bir sonraki yıla artan maliyet olarak devreder.

Ardımız sıra gelen pek çok olumsuzluk var: Masaya yatırılan yurttaş kimliğimiz, kökenimiz; tartıştırılmaya çalışılan Anayasa’daki Türk kavramı; Atatürk’e, devrimlere ve cumhuriyete yapılan ağır saldırılar; laik ve bilimsel eğitim ilkelerine ters düşen uygulamalar; işini savsaklayan ve yetkinliği olmayan ilgililerin neden olduğu türlü kazalar, cezasızlık algısıyla artan kadın cinayetleri; hayvan katliamları; ranta kurban edilen ormanlık alanlar; ulusal gelirin paylaşımındaki adaletsizlikler; denetim eksikliği ile artan yangınlar, can ve mal kayıpları; süregiden yolsuzluklar, yoksulluk ve yasaklar…

Olup biteni sanki yerimizden izler durumdayız. 7 Ekim 2023’te başlayan İsrail’in saldırılarında Gazze şeridi taş taş üstünde bırakılmamacasına bombalandı, soykırım olarak tarih sayfalarına geçen bu süreçte başta çocuk ve kadınlar olmak üzere on binlerce insan öldürüldü ve insanlık tüm bu olup biteni kitle iletişim araçlarından yalnızca izlemekle yetindi; karşı çıkanlara kimi batı ülkelerinde söz hakkı bile tanınmadı. Bu yazı yazılırken, açıklanan ateşkese karşın saldırılar sürüyordu.

Bir olumsuzluk belirli aralıklarla ve sıkça yaşandığında kanıksanmaya da başlıyor, ama bu duruma asla alışmamalıyız.

Ücretlilere yapılan zam, enflasyonun altında kalıyor; buna karşın zam oranları gelecek yılın tahmini enflasyonu üzerinden belirleniyor, bu da hak kayıplarına yol açıyor. Akaryakıta zam yapılıyor; sorulduğunda “alıştık artık, yapacak bir şey yok” deniyor; oysaki bunu söyleyenin geliri yapılan zamları karşılayacak düzeyde değil. Elbette yapacak çok şey var; önce örgütlü bir toplum olmayı başarmak, iyiye yönelişin ancak halkın çabasıyla olabileceğini unutmamak gerekiyor.

Kafa karışıklıkları da var. Gerçeklik ötesi bir çağda yaşıyoruz. Gerçeğin yerini bugün sanki algılar almış durumda. Gerçek, yeri geliyor akıl almaz uygulamalarla bir anlamda silikleştiriliyor, anlamsızlaştırılıyor. Bu yolla insanların görüşleri değiştirilmeye çalışılıyor, kamuoyu buna göre yönlendiriliyor. Bunun için de bilişim teknolojilerinin tüm olanakları kullanılıyor.

Yalanın gerçekmiş gibi sunulmasına örnekler verebiliriz. Ulusal bağımsızlık savaşının sonunda bir İngiliz zırhlısına binerek ülkeden kaçan, dönemin padişahı Vahdettin’in Mustafa Kemal Atatürk’ü Anadolu’ya yurdu düşmandan kurtarmak için gönderdiğine ilişkin büyük yalan, sanal ortamda zaman zaman döndürülüyor. Atatürk’ün Anadolu’da görevlendirilmesi emrinin altında padişahın imzasının olduğu doğrudur, ancak bu görevlendirmenin amacı direnen ulusalcı güçler karşısında Karadeniz bölgesindeki İngilizlerin durumunun kolaylaştırılmasıdır. Bu görevi yüce bir vatan görevine dönüştüren, bağımsızlık savaşını başlatan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Padişah, Mustafa Kemal Atatürk’ün rütbesini geri almış, bağımsızlık savaşına katılanların idam fermanının altına imzasını atmıştır. Yayılmacının saldırı hedeflerinden biri Atatürk İlke ve Devrimleri ise ana hedefi de cumhuriyettir; o nedenle bu tür yalanlar sık sık dolaşıma sokulur: Camiler cumhuriyet döneminde ahır yapıldı derler, dinini özgür biçimde yaşamasını sağlayan Atatürk için dinsizdi derler, Atatürk Batılı devletlerle değil Yunanla savaştı derler; daha önce verilmiş Adaları, yayılmacıya karşı kazanılan büyük utkunun tescili olan Lozan antlaşmasında kaybettiğimizi söylerler; aydınlanmanın yolunu açan Harf ve Dil Devrimlerine saldırır, geçmişle bağımızın koparıldığını söylerler. Yayılmacı, ülkemizdeki cumhuriyet karşıtlarını, Atatürk düşmanlarını, işbirlikçilerini bu yalanları yayması için kullanır; kuşkusuz onun Sevr takıntısı geçmek bilmez.

Oysaki, cumhuriyet çökerse ulusal bütünlüğümüz yok olur. Cumhuriyeti hedef alan saldırılara ancak bilinçle, doğru bilgiyle ve örgütlü bir toplumla karşı konulabilir; başka bir çaresi yoktur.

2026’da cumhuriyet bilinciyle sımsıkı kenetlenecek bir Türkiye’ye uyanmak dileğiyle…

Ahmet Pekel

Dil Derneği Genel Yazmanı

Çağdaş Türk Dili Dergisi, Aralık 2025, Sayı: 454

Screenshot
Screenshot
Screenshot

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.